Taner Akçakanat - Geçmiş Yaşam Çalışması (Anda Yaşama Çalışması) - 0532 293 2302
Ana sayfa| Üyelik | EN

Blog Yazılarım

Seans sonrası

Alma Verme Dengesi


Alma, Verme Dengesi. Hayatta birçok şey denge üzerine kurulu. Nefes alırken alma ve verme işlemi var. Bu ikili işlem oksijeni kullanarak bütün vücudumuzu besliyor. Hayatımızda olan birçok mekanizma da alma verme dengesi üzerine kurulu. Günlük ilişkilerimizde de dengeler var. Bazen almayı, bazen de vermeyi dengeli yapmadığımızda dengeler bozulabiliyor. Örneğin sürekli insanlardan bir şeyler bekleyip, alan ama hiçbir şekilde aldıklarını paylaşmayan kişilere bencil diyoruz. Bu makalemi bunun tersini yapan kişiler için yazıyorum. Başkalarına çok fazla verip, kendi değerini ikinci plana iten kişilerle ilgili. Eğer ilişkide karşı tarafa çok fazla sevgi, ilgi, para zaman verirken kendimizi ihmal ediyorsak, bu durumda alma verme dengesini bozuyoruz. Bunu iyi niyetle yapıyoruz. Sevgimizi paylaşmak adına yapıyoruz ama bu durum tahminimizin ötesinde dengeleri bozuyor. Yaptığımız fedakârlıklardan dolayı bir beklenti içine giriyoruz. İlişkide olduğumuz insanların onlara davrandığımız gibi davranmasını ve değer vermesini bekliyoruz. Eğer beklentilerimizin karşılığını alamazsak hayal kırıklığı ve hüsran yaşıyoruz. Ayrıca karşı tarafa gereğinden fazla vermeye başladığımızda bir beklenti standardı oluşturuyoruz. Başka insanları bu standarda göre değerlendiriyoruz ve kendimize göre ilişkide doğru yanlışlar oluşturuyoruz.

İlişkide olduğumuz kişiler bu standardın altına düştüğünde şikâyet etmeye başlıyoruz. İlişkideki bu kişileri nankörlük ve bencillikle suçluyoruz. Kendimizi mutsuz ediyoruz. Ayrıca bu dengesizlik, karşı tarafın bu şekilde başka ilişkilerinde de fazlasını alabileceği fikrini öğretiyor bu beklentiye sokuyor. Annesinden çok fazla ilgi görmüş bir oğlan çocuk, evlenme çağında aynı beklentileri eşinden veya kız arkadaşından bekleyebilir. Babasından her sıkıştığında hep para veya çözüm yardımı almış bir yetişkin erkek, daha sonra çevresindeki arkadaşlarından veya akrabalarından aynı beklenti içine girebilir. Danışanlarımızdan birisinin geçmiş yaşam şifası seansında; kendisini öğretmen, balıkçı, bilge derviş olarak birçok hayatta çok fazla verdiği hayatları gördük. Öğretmen olarak sadece üstünde giyecek kıyafeti dışında her şeyini vermiş, balıkçı olarak yaşadığında sadece karnını doyuracak kadar para kazanmış ve fazlasını vermiş ve derviş olarak yaşadığında da yine üstünde cebinde bir şey biriktirmeden vermiş. Şimdiki hayatlarında ve öncekilerde ortak olan şey, kilolu olması idi. Sıkıntılı dönemlerinde yiyecek bulması zor olabilir diye, vücut hücreleri yokluk çekmemek için yağı stoklamış. Her zaman karnını doyuramamış, yediği zamanda gereğinden fazla yemiş. Alma ve verme dengesizliği bazen vücudumuzda stok olarak bazen rahatsızlıklar olarak yansıyabiliyor. Bu kişilerde gördüğümüz bir başka sıkıntıda, kişilere ‘hayır’ cevabı verememe durumu. Başkalarını memnu etmek adına her şeye, her yere yetişmeye çalışmak kişilere zarar veriyor. Bu kişilerin maddi kaynaklarını, enerjilerini ve bazen de sağlıklarını tüketiyor. Başkaları benim hakkımda ne düşünür düşüncesi ile kendilerini rahatsızlık içine sokuyorlar. Alma-verme dengesinin yarattığı bir başka durum ise yaptığı işlerin karşılığını alamamak oluyor. Bu kişiler kendi işlerini kurmakta veya işlerinde ilerlemekte zorlanıyorlar.

Bu durum, bu kişilerin bolluk ve bereket sıkıntısı yaşamalarına sebep oluyor. Birçok değerli insan bu durumdan dolayı gelecek endişesi, kaygı ve korku duygularına sahip oluyor. Bazen vermeye o kadar alışıyoruz ki yaptığımız işlerde hizmetin bedelini istemekte zorlanıyoruz. Hâlbuki sunduğumuz güzellikler, hizmet, zaman, emek için makul bir ücret istemek son derece doğal. Birçok danışanımızın bu noktada sıkıntı çektiğini görüyoruz Bu kişiler hayatlarında hep eşlerine, dostlarına, arkadaşlarına vermişler. Bazen kendilerini hırpalarcasına vermişler. Bunu olması gereken bir davranış olarak ailelerinden öğrenmişler, bir şey istemeye çekinmişler. O yüzden bu durumu aşmakta zorlanıyorlar. Seanslarımızda bu durumu yaratan kök düşünceler; güvensizlik, öz-değer eksikliği, kendini yeteri kadar sevmeme duyguları olarak beliriyor. Bu duygular sonrasında ilişki problemlerine, bolluk ve bereket, gelecek korkusu, kaygı, endişe gibi sıkıntılara sebep olabiliyor. Kişilerin kendi değeri ve özgüveni eksik olması sonucunda, karşı tarafı memnun ederek onların gözünde takdir görme ve değer görme isteğine kapılabiliyorlar. Aslında bu içimizde olan bir eksikliği kapatmak adına yapılıyor. Seans sonrasında rahatlama ve zihindeki düşünceleri değiştirme cümleleri ile bu kişiler düzelmeye başlıyor.

Bu cümlelerden birisi şöyle olabilir; ‘Vermek kadar almanın da doğal olduğunu keyifle kabul ediyorum.’

Sevgiler,

Taner Akcakanat Geçmiş Yaşam Terapisti ve Spiritüel Yaşam Koçu

www.tanerakcakanat.com